The Mind, Explained: Memory

The mind, Explained beynin bazı konularda nasıl çalıştığını anlatan 5 bölümlük bir Netflix mini dizisi. “Hafıza, rüyalar, anksiyete, farkındalık ve psikedelik maddeler” konularından her biri bir bölümde işlenmiş. Ben bu yazıda ilk bölüm olan Hafıza’yı sizinle beraber incelemeye çalışacağım.

Hafıza

Anılarımız bir yılda %50 oranında değişiyor. Bir olayı genel hatlarıyla hatırlıyoruz ama kiminleydik, nerede ne yapıyorduk bunları bazen farklı hatırladığımız oluyor. Hafızanın tek amacının geçmişi korumak olduğunu düşünüyoruz ama o zaman anılar neden bu kadar değişken?

Günümüzde hafıza hakkında bildiğimiz her şeyi tek bir kişinin beyni sayesinde öğrendik : Henry Molaison. Henry bir epilepsi ameliyatı geçirmiş ve beyninden bir bölüm çıkartılmış. Daha sonra doktorlar bu değişikliğin fiziksel bir etkisi olmadığını belirtimiş, son zamanlarda yaşadıklarını unutması dışında. Henry’nin beyninden çıkarılan parça medial temporal loba ait ve hipokampüsü de içeriyor. Medial temporal lob, beynimizin bir olayı hatırlarken o olaya ait duyulardan gelen bilgileri birleştirip bize bir anı oluşturan bölümü.

Belgeselde bir hafıza rekortmeni var. Ona ezberlemesi için 500 sayı veriyorlar ve onları on dakikada ezberlemeyi başarıyor. Rekortmen sayıları bu kadar çabuk ve doğru nasıl ezberledi? Bir şeyleri daha iyi hatırlamamızı sağlayan birkaç etken var. İlki duygular. Duygusal bir şeyler yaşadığımızda hipokampüsün yanındaki duygu merkezimiz amigdala bunu hissediyor ve hipokampüsü aktive edip daha detaylı bir hafıza oluşturuyor.

İkincisi lokasyon. İnsanlar belli bir olay olduğunda o an nerede olduklarını iyi hatırlıyorlar, hipokampüsteki zaman ve mekana tepki veren hücrelerin bunda çok büyük etkisi var. Bir labirentte ilerleyen farenin hipokampüsünde, labirentin farklı yerlerinde farklı hücreler aktif oluyor. Yine ilginç bir şekilde, hafızalarını güçlendiren kişilerin hipokampüslerinde büyüme gözleniyor.


Üçüncü etken ise hikayeler. Bilgiyi hikaye olarak aldığımızda beynimizde çok daha uzun süre kalıyor. Yeni öğrendiğimiz şeyleri, zaten bildiğimiz şeylerle bağdaştırırsak çok daha iyi öğrenebiliyoruz. Mesala pi sayısının 20.000 basamağını bilen çok çok az kişi varken Hamlet’in 50.000 harfini bilen birsürü oyuncu vardır gibi düşünebilirsiniz.

Hatırlama olayı yukarıdaki etkenler sayesinde oluyor ama bazı şeyleri yanlış hatırladığımız da oluyor. Beynimiz her bilgiyi hatırlayamadığı için boşlukları önceden bildiğimiz ya da inandığımız şeylerle bağlantılı olarak dolduruyoruz. Bunun örnekleri de belgeselde 11 Eylül olayları ile veriliyor. Bu da aslında hafızamızın ne kadar esnek olduğunu gösteriyor. Bilim insanları bu esnekliği kullanarak insanların beynine sahte anılar yerleştirebilmişler, harika değil mi?

Hem öyle hem değil. Bir suçta suçsuz olan kişiler, sanki suçluymuş gibi görgü tanıklarının anılarına eklenebiliyor ve bunu görgü tanığının beyninin ta kendisi yapıyor. Neyse ki artık suçlulara DNA testi yapılıyor. Peki hafıza geçmişi hatırlamaya yönelik bir şeyse, aynı zamanda neden bu kadar güvenilmez?


Bir şeyi hatırlarken ve hayal ederken beynimizde neredeyse aynı bölümler aktive oluyor. Hatırlamaya çalışırken, beynimiz o şeyi hatırlamak ve hayal etmek arasında gidip geliyor. Ayrıca geçmiş anılarımızla edindiğimiz tecrübeleri gelecekte karşılaşacağımız sorunlarda kullanmaya çalışıp geçmişle geleceği bağlayarak bir benlik bilinci oluşturuyor. Geçmiş anılarımız yok olduğunda da geleceğe dair bir fikrimizin olması imkansız oluyor. Çok ilginç değil mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir