Moleküler Biyoloji ve Genetik Okul Karşılaştırması 1

Bu yazıyı yazıp yazmama konusunda çok kararsız kaldım, çünkü başka okullar hakkında hiçbir fikrim yoktu. Ama “mutlaka böyle bir yazı yazmalısın” diye çok ısrar edilince ben de Koç, Bilkent, İTÜ, ODTÜ ve İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü‘nde okuyan ya da oradan mezun insanlarla görüşüp okulları ve bölümleri hakkında birkaç soru sordum. Aklımda başka okullar da vardı ama sadece buralardan birilerine ulaşabildim. Boğaziçi‘ne özel kendi yazdığım bir yazı zaten olduğu için buraya eklemiyorum, onu buradan okuyabilirsiniz.


Vee işte karşınızda 30.000 bandında bulunan Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümleri karşılaştırmaları!

Çok uzun olmaması için yazıyı 2 part halinde paylaşacağım ve iki yazıya da diğerinin linkini ekleyeceğim. Yine de bu yazıları kısaltıp eklemek zorunda kaldım, eğer “ben şu okulu tercih etmeyi düşünüyorum” diye haber verirseniz o okulun bütün cevaplarını size yollayabilirim 🙂

İkinci parta buradan ulaşabilirsiniz.





** Neden bu okulu tercih ettin?

KOÇ: Türkiye’deki statüsü ve özel okul olmasından kaynaklı olarak diğer okullarla karşılaştırılınca daha fazla olanak sunduğunu düşündüğüm için Koç’ta okumayı tercih ettim. 

BİLKENT: Ben kanser üzerinde araştırma yapmak istediğim için Bilkent’i seçtim. Öğretim görevlilerin büyük bir çoğunluğu kanser hakkında araştırma yapıyor ve yayınladıkları makaleler de de kanser tanısı ve tedavisi üzerinde.

İTÜ: Boğaziçi istemiştim, onun da isminden kaynaklı bir istek vardı ama puanım buraya yetti.

ODTÜ: Lisedeyken benim için moleküler biyoloji “kansere çare bulmak” için okumam gereken bölümdü. İnsanlığa güzel bir şeyler bırakmaktı küçükken amacım. ODTÜ’yü seçme sebeplerim ise Ankara’da aileme yakın olması ve ODTÜ’nün öğrenci topluluklarının sosyal olanaklarının çokluğuydu.

İYTE: İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü herkesçe yaygın şekilde bilinmese de mezunların yorumlarından ve mezuniyet sonrası profillerinden yola çıkarak verilen eğitimin kalitesinin, hedeflediğim amaca yönelik olduğunu anladım. Eğitim dilinin İngilizce olması, öğretim üyelerinin neredeyse tamamının doktoralarını veya doktora sonrası çalışmalarını Avrupa ve Amerika’da yer alan öncü üniversitelerde tamamlamış olmaları, Moleküler Biyoloji ve Genetik lisans programının tam anlamıyla hem zorunlu hem de seçmeli dersler açısından çok geniş bir vizyon ile hazırlanmış olması ve İYTE’nin konumu itibariyle hem fiziki hem de tematik yapısından dolayı tercih ettim. 

** Lab derslerinizde çok kalabalık oluyor musunuz, lablar verimli geçiyor mu?

KOÇ: Lablar genel olarak 20 kişi civarı oluyor ve en çok üç en az da iki kişilik gruplardan oluşuyor. Çok kalabalık değil ama çok da rahat değil. Lablar genelde asistanların zamanı etkin kullanamamasından verimsiz geçiyor yoksa çok da sıkıntılı olmazdı sanırım. Deneyleri düzgün seçememiş olduklarında boşa deney yapmış olduğumuz oluyor. Genel olarak bilgisiz kalmış gibi hissetmiyorum ama pratikte çok da düzgün işlemiyor aslında yani yapmış olmak için yapıyor gibi oluyoruz sonuçlar veya deneyin kendisi o kadar titiz ve düzgün olmuyor.

BİLKENT: Biz okula girdiğimizde 80 kisi kadardık ama azalarak 70 kişiye düştü sayemiz. Bu 70 kişi için de iki tane section açılıyor, o yüzden lab derslerinde de yaklaşık 35 kişi oluyor, tabi ders programı bazı insanların uymadığı için bir section diğerinden daha kalabalık olabiliyor ama genel olarak deneyleri max 3-4 kişilik gruplarla yapıyorsun. Bu yüzden verimli geçiyor diyebilirim. 

İTÜ: Lab derslerinde bazı haftalar çok kalabalık, bazı haftalar normal kalabalık oluyorduk. Teorik kısım olarak faydalı, pratik olarak çok faydalı olduğunu söyleyemem. Elimiz mikropipet görmedi seviyesinde değil tabi ki ama grup arkadaşlarımızla paylaştığımız için deneyin aşamalarını (5 kişi) bölük pörçük bir şey oluyordu.

ODTÜ: bazı derslerimiz biyoloji bölümü ile ortak oluyor ve onarın lab ortamları ayrı bölüm dersi lablarımızdan farklı oluyor. Bölüm dersi lablarımız kalabalık olmaz; benim dönemimde 24 kişi girdik alttan alanlarla beraber maksimum 30 kişi oluyorduk. 2 section a bölündüğünü de düşünürseniz 15 er kişi oluyorduk lablarda ve her laba minimum 2-3 asistan geliyordu. Öğrenci-asistan oranının öğrenme için uygun olduğunu düşünüyorum. Ancak her yıl kotaların atması yüzünden öğrenci sayısı daha fazla ve imkanlar şu an benim okuduğum dönem kadar yeterli midir bilmiyorum.

İYTE: Lab derslerine genellikle yaklaşık 20-25 kişi kayıt yaptırdık ve bu sayı ikiye bölünerek iki ayrı laboratuvarda aynı anda derslere (section) katıldık. Lab derslerinde genelde 3-4 kişilik küçük gruplar ve her gruba bir araştırma görevlisi olacak şekilde toplamda 5-6 araştırma görevlisi bulunuyor. Dolayısıyla lab derslerinde sıkça karşılaşılan deney sürecinde zihinsel olarak kaybolma durumu yaşanmıyor. Her an, deneyin herhangi bir aşamasında yardım alabiliyorsunuz. 



** Bölümün genel not ortalaması nasıl, yüksek not almak zor mu?

KOÇ: Sanırım herkesinkini düşününce ortalama 3 civarı denebilir. Çok yüksek olan da var tabii çok aşağıda da. Ancak genelde not düşüren dersler genetik dersleri oluyordu geçtiğimiz dönemlerde daha sıkıntılıydı not işi. Şu an biraz daha normal olduğunu düşünüyorum. Ancak daha yüksek not alan arkadaşlarım için biraz daha sıkıntılı gözlemlediğim kadarıyla fazla yüksek harf notu verilmek istenmiyor.

BİLKENT: Bölümde ortalaması 3.5 ve 3 üstünde olan baya insan var. Hocalar not konusunda sıkıntı yapmadı kimseye bildiğim kadarıyla, not ortalaması düşük olanlar da genellikle bütün okulla beraber alınan Calculus, Fizik vs gibi kredisi yüksek olan derslerden dolayı düştü.

İTÜ: Dönemden döneme, hocadan hocaya değişen bir durum.

ODTÜ: Not ortalaması mezun olana kadar hiç derdim olmamıştı, benim için öncelik anlamak öğrenmek diyordum ancak mezun oldum ve lisans ortalamam yüksek lisansı bitirmiş olmama rağmen hala karşıma çıkıyor. Havuz derslerinden aldığım utanılacak notların akademik hayatımı bu kadar etkileyeceğini bilseydim okulu uzatır ama daha güzel bir ortalamayla mezun olurdum kesinlikle.

Bölümde kendi dönem arkadaşlarım için konuşursam ortalama 3 civarında altında kalan pek yok.

Hocalar not konusunda sıkıntılı değil eğer hepsinin kendi dilini çözerseniz. Hepsinin farklı bir tarzı var mesela bir hocamız alır kitabı baştan aşağı okur ve size sınavda okuduğu pasajda sizin anlatımı pekiştirmek amaçlı verildiğini düşündüğünüz bir istatistiği sorar. Öğreticiliğini eleştirmiyorum bile ancak eğer tarzını bilirseniz tam puan alırsınız bilmezseniz o dersle ilgili dünyaları bilseniz bile istediğini vermemiş olursunuz. Ancak tek amacı öğrencinin ufkunu açmak olan hocalarımız da var; derslerinde ilk saat konsepti verip sonraki saatlerde öğrencilere beyin fırtınası yaptırıp sınavında da size hayali deneyler kurduran, dahası deneyde saçmalasanız dahi fikriniz olduğunu anladığında notu cebinden veriyormuş gibi davranmayıp fazlasıyla not verenler.

İYTE: Hocaların öğrencilerde görmek istediği en önemli şey nottan ziyade işlenen konu hakkında yorum yapabilmeleri ve yaratıcı şekilde düşünebilmeleriydi. Elbette Biyolojiyi sadece ezberden ibaret sanan veya yalnız kitapta yazanı öğrenip sınava giren kolayca istediği notu alamaz. Her bölümde olduğu gibi notu daha az/ daha çok veren hocalar yok değil ama hocalarla samimi şekilde diyalog kurulabildiği için hangi hocanın not konusunda nasıl davranabileceğini anlıyorsunuz. Hocaların tamamı yurt dışında bulunduğu için, lisans sonrası not ortalamasının yüksek lisans/doktora başvurusunda ne kadar önemli olduğunun farkındalar. Dolayısıyla derste emek çeken, yeni yorumlar katabilen ve sınavlara çalışmayı son geceye bırakmayan öğrencilerin not konusunda telaş yapmasına gerek görmüyorum.

** Lisans öğrencilerinin labda çalışma olanağı nasıl?

KOÇ: bence laba giremiyorum diyen insan peşinde koşmamıştır. Benim labda gerçekten çalışmak isteyip de çalışamayan arkadaşım olmadı. Ben daha hazırlıktayken hocayla konuşup ders almadan bile başlamıştım yani ne kadar istediğine bağlı. Belki direkt istediğin labda başlayamayabilirsin ama yani bir yerde başlayıp daha sonra da geçilebilir sonuç olarak deneyim olduğu için bence bu anlamda okul baya rahat diğer okullara göre. Neredeyse her tanıdığım bir labda çalışıyor zaten. Sadece genetik labında değil tıp-kimya-fizik lablarında da çalışabileceğimiz için hem farklı vizyonlar hem de çalışma deneyimi kazanıyoruz.

BİLKENT: Birinci sınıflar için laba girmek bir miktar zor olsa da birinci sınıfların bile kabul edildiği oluyor, Ondan sonra iki ve üçte hocalar genellikle labına lisans öğrencilerini alıyorlar. Ama erken davranmak en iyisi çünkü belli bir zaman sonra lablar çok kalabalık olduğu için hocanın labım çok dolu diye almadığı oluyor. Kendi hocalarımız dışında okuldaki UNAM (Ulusal Nanoteknoloji Arastirma Merkezi) oradaki hocalara da başvurup onların labında da çalışanlar oluyor dersimize giren hocaların haricinde bir labda çalışmak isteyenler için. Laba girmek için de hocanın seni tanıması çok önemli, derslerine katılım vs olarak.

İTÜ: Çok istersen olur ancak lisans öğrencilerinin boş zamanlarını labda değerlendirmesi çok yaygın değildi benim okuduğum zamanlar.

ODTÜ: MBG de special project adlı bir ders var (biyolojide zorunlu değil) öğrenciden beklenen bölümden bir hoca ile görüşüp labının imkanları müsaitse dönem içerisinde bir mini proje yapması o nedenle çalışma olanağı öğrencinin isteğine bağlı.

İYTE: Lablar, diğer üniversitelerin labları ile kıyaslandığında fiziki şartları ele alındığında devasa boyutta kurulmuş diyebilirim. lablarda size yardımcı olabilecek çok sayıda yüksek lisans ve doktora öğrencisi çalışmalarını sürdürüyor. Üçüncü sınıftan itibaren Araştırma Projesi 1 ve Araştırma Projesi 2 olmak üzere iki seçmeli ders var. Bir hocayla labda çalışma konusunda anlaştıktan sonra bu derslerden birini veya ikisini alarak labda resmi şekilde çalışabiliyorsunuz. Ben mezun olmadan önce, bu iki dersi başarıyla tamamlayan ve ortalaması 3.00 üzerinde olan öğrencilere dördüncü sınıfta açılan Mezuniyet Projesi isimli bir seçmeli ders alma hakkı tanınıyordu. resmi olmayan lab çalışmaları da ikinci sınıftan itibaren yine bir hocanın labında yapılabilir. Birinci sınıfta tavsiye etmiyorum. Sebebi, zaten oldukça yoğun olan birinci sınıf ders programının arasında labda staj yapmaktansa ilk sene ortalamayı yüksek tutmanın en stratejik yol. Bir hocayla staj hakkında konuşmadan önce ilk yapılması gereken, o labdan çıkan tüm makaleleri en güncelden en eskiye doğru okuyup incelemek hatta çeşitli sorular, öneriler düşünmek. Böylece öğrencinin başvurmak istediği lab hakkında ne kadar ilgili ve bilgili olduğu anlaşılıyor.   

**Aldığınız derslerden memnun musunuz, gereksiz var mı ya da seçmeli seçenekleri bol mu?

KOÇ: Bazen sürekli aynı şeyleri görüyormuşuz gibi hissediyorum ve ben açıkçası çok fazla bir şey öğrendiğimi düşünmüyorum. Yani sistem daha çok ben her şeyi yazdığım gibi sorarım ezberle şeklindeydi o yüzden aklımda yer etmekten çok ezber olması bana bir şey katmamasına sebep oldu. Hocaların yoğun programlarından dolayı bölüm seçmeli dersleri çok az ve senede bir ya açılır o ders ya açılmaz. Bu daha çok hocalarımızın alanlarına bağlı olduğu için kim varsa ona göre değişiyor pek de bilmiyorum açıkçası ben başka bölümle ortak olan seçmelileri tercih ettim planlama yaparken, seçebileceğimiz çok seçmeli ders var, dil dersleri gibi.

BİLKENT: Biyoinformatik adına biraz eksik kaldığımızı düşünüyorum. Derslerde hocalar kendi ilgi alanı olduğu için biraz fazla kanser odaklı konuyu anlatıyor gibi geldiği zamanlar da oluyor. Maalesef bölüm derslerinde seçmeli sayısı fazla değil. Genelde psikoloji ve kimya bölümlerinden dersler alıyoruz. Bölümden seçtiğimiz ders var immunology, special techniques in molecular genetics gibi. Bu derslerle ilgili kotu olan şey hoca sayısı çok fazla olmadığı için her donem bir ya da bazen iki tane seçmeli ders açılıyor gibi oluyor ve sen bunlardan seçmek zorunda olduğun için pek seçme şansın senin gibi olmuyor.

İTÜ: Genel olarak gayet güzel bir temel verdiklerini düşünüyorum. Biyoteknoloji ağırlıklı bir seçmeli ders yelpazesi var, mecburi değil zorunlu alınıyor bir şekilde birbirine benzeyen iki ders ancak bunların yanında ilgi çekici seçmelilerde var. 

ODTÜ: Zorunlu olarak gereksiz ders yok ancak seçmeli sayısı hiçbir zaman yeterli gelmiyor çünkü onu da öğreneyim onu da öğreneyim derken dersleri bitirmiş oluyorsunuz J

İYTE: Birinci sınıfta bu kadar ağır Fizik ve Matematik konularını görmenin doğruluğunu sorgulasanız da analitik düşünme yeteneğinizi, ufkunuzu genişlettiğini zamanla ve bazen de alttan ala ala anlıyorsunuz:) Prokaryot Moleküler Genetiği ve Ökaryot Moleküler Genetiği dersleri üçüncü sınıfta ilk ve ikinci dönemde açılıyor ve lisansüstü alanda ilerleyecek öğrenciler için oldukça kilit dersler. Seçmeliler yıldan yıla ve hocadan hocaya değişim gösterebiliyor ama açılan seçmeliler her alandan olduğu için (Bitki, Kanser, Hücre, Fizyoloji, İmmünoloji) her öğrenci kendi hedefleri ve stratejileri doğrultusunda seçmeli ders programını şekillendirebiliyor.

**Yüksek lisans (araştırma) olanakları nasıl? Orada kalmak ister misin, ya da mezun olduysan orada neden kaldın/kalmadın, kararından memnun musun?

KOÇ: Seneye mezun olacağım ve genel olarak Koç’tan mezun olup Türkiye’de kalan çok duymadım diyebilirim. Yani Koç’ta 4 senede alabileceğim kadar şey almış olacağım, aynı hocalarla aynı şeyi yapmaktansa başka şeyleri görmeyi tercih ederim ama yüksek lisans olanakları iyi. 

BİLKENT: Araştırma için hocalara okul tarafından biraz da olsa bir destek sağlanıyor sanırım ama genelde araştırma için TUBITAK ve başka hibelere başvuruyorlar. Master için orada kalmayı ben düşünüyorum ama doktora için yurt dışına gitmeyi tercih ederim. 

İTÜ: Lisanstayken çok lab ortamlarına girilmiyor bitirme projesi dışında o yüzden yüksek lisans olayını pek bilemiyorum. Değişik bir yer görmenin daha iyi olacağını düşündüm. Evet memnunum.

ODTÜ: Araştırma olanakları özel ünilerden sonra en iyilerden biri. Türkiye’de araştırma para ile doğru orantılı gidiyor maalesef ancak hocalarımızın hemen hemen hepsi çok aktif ve sürekli yeni projeler üretiliyor. Yurtdışında kazandığım yüksek lisansa burs sağlayamadılar ve ben de başka bir gelir bulamadım, halihazırda lisansta beraber çalıştığım hocamın çalışmaları ilgimi çekiyordu o sebeple kaldım. Türkiye’de kalıp başka ünilerde başlayan arkadaşlarımla konuştuğumda durumumuzun oldukça iyi olduğunu fark ettiğimden memnunum ancak tabii ki gönül yurtdışı isterdi.

İYTE: Eğer istediğim konunun çalışıldığı lab İYTE’de olsaydı İYTE’de kalır ama yüksek lisans boyunca yurt içi veya yurt dışı değişim programları ve stajların peşinde koşardım. Türkiye’de kalburüstü üniversitelerin genel prensibi zaten akademik kadrolarına dahil edecekleri öğretim üyelerinin, doktoralarını yurt dışında (Avrupa, Amerika) bir üniversiteden almış olmaları. Sonuç olarak her akademik kademenin daha farklı kurumda ilerlemesi hem araştırmacının hayatına hem de çalışmalarına renk katar diye düşünüyorum:) 

Yazının devamı olan ikinci parta buradan ulaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir