İstanbul Coffee Fest: Haydarpaşa Edition

Geçtiğimiz hafta sonu; benim için, Türkiyede yapılabilecek en güzel festivali geride bıraktık: İstanbul Coffee Fest. Kimimizin aylar öncesinden bilet aldığı, kimimizin biletler haftalar önce tükendiği için bilet bulamadığı, benim gibi bazılarının da son anda sürpriz bir şekilde bilet bulduğu bu festival, bu sene Haydarpaşa Garında düzenlendi. İstanbulda Galata Kulesinden sonra en sevdiğim ikinci yer olan Haydarpaşa ev sahipliği yapıp, ana temamız da kahve olunca; ortaya şahane bir festival çıktı.

Pazar günü 1.seans için saat 10:30 gibi Haydarpaşaya vardığımda ortam henüz kalabalıklaşmamıştı. Bu sayede hem standlarda çok beklemedim, hem de standlardaki gönüllü temsilcilerden kahve yapımının detaylarını öğrenmiş oldum. Alandaki Starbucks, Caffe Nero ya da Caribou gibi zincir kahvecilerdense; daha duyulmamış, tek bir mekanda sunulan, hatta henüz cafe açmamış sadece internet üzerinden satış yapan kahvecileri denedim. Böylece çok değişik tatlar denemiş oldum, zaten diğerlerini istediğim her an bulma şansım var.

Alan olarak bir gar seçmek, inanılmaz tematik bir görüntü ortaya sunmuş. Peronlara yerleştirilen standların haricinde, vagonların içine sergiler açılmış ve bazı vagonlarda kahve ile ilgili videolar gösteriliyordu. Vagondan vagona geçerken, garın ve vagonların mükemmel görüntüsünü izleme şansını sunmuşlar. Kurulan kocaman sahnede çalınan caz sanatçılarını izlemek ise, kahve içip garda gezinirken en büyük eğlence kaynağınız oluyor.

Bu kadar çok kahve kokusu başınızı biraz ağrıtabiliyor, bu yüzden hava almak için dışarı çıkmak hem dinlenmek için hem de manzaranın tadını çıkarmak için ideal. Tekrar içeri girdiğimizde saat 12:30u geçiyordu ve alanda adım atmak imkansız hale gelmişti. Biraz daha müzik dinleyip katılabileceğimiz workshoplara baktık ve ilgi çeken bir şey olmayınca dışarı çıktık.

Tattığım kahvelere gelirsek; hayatımda içtiğim en güzel, en yoğun Americanoyu Caffe Vergnanoda içtim. Coffee Sapiensin filtre kahvesini çok sevdim, Karaköydeki cafelerine uğramayı düşünüyorum. Riobanın Cappuccinosunda ne kahve ne süt baskındı, sert kahveden sıkılıp arada sade bir şeyler denemek isteyenler için ideal. Volumetricin portakallı-bademli, frambuazlı, yasemin-çikolatalı, limonlu ve çiçekli kahvelerinden limonlusunu denedim; limonlusunun kokusu hala burnumda. Kiva Hanın Türk kahvesi şimdiye kadar içtiğim en sert kahveydi.Aslı Yamandan; kokusuyla burnumu yakan, ilk yudumumda boğazıma kadar uyuşturan bir espresso içtim; hatta küçücük şeyi zor bitirdim (tabi bu kadar ağır bir kahvenin benim için enfes olduğunu söylemeden geçemeyeceğim :)).

Festivale dair sevmediğim tek şey; sadece özentilikten gelmiş, orada bulunma amaçları fotoğraf çekip,  sosyal medyada paylaşım yapmak olan insanların çok fazla olması. Haydarpaşada belki de bir daha bulamayacağınız bir ortamdasınız, kahvenizi için, kahve yapım tekniklerini öğrenin, festivale ait hediyeliklerden satın alın. Kısacası biraz ortamın tadını çıkarın. Belki de asıl zevki o zaman alacaksınız.

İstanbul Coffee Fest, benim gibi hayat damarlarından birinde kafein akanlar için gerçekten bulunmaz bir nimet. Hafızalara tren vagonlarıyla ve keskin kahve kokularıyla kazınan canımız festivalimize, kesinlikle önümüzdeki sene bilet çıktığı an bilet almanızı öneriyorum. Bakalım kahve kokuları seneye hangi efsane mekanda karşımıza çıkacak, bekleyelim ve görelim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir