Hiç Peri Bacası Tüter Mi?

+Oo Cemre gelmişsin

-Nereden?
+Türkiye’nin dört bir tarafından, hep fotoğraflarını görüyoruz
Yukarıdaki diyalogdan da anlaşılabildiği gibi, geçtiğimiz hafta sonu daha önce hiç bulunmadığım yerlerdeydim: Aksaray, Niğde, Nevşehir. Kapadokya her zaman en çok görmek istediğim yerlerin başında geliyordu ve en yakın arkadaşlarımla çok eğlenceli bir hafta sonu geçirdim.
ESN Boğaziçi olarak okulumuza gelen Erasmuslu öğrencileri Kapadokya’ya götürdük. Perşembe gecesi saat 10’da İstanbul’dan yola çıktık ve Ankara üzerinden Aksaray’daki Ihlara Vadisi’ne geldik. Burası çok büyük bir kanyon. İçindeki nehir kenarındaki engebeli yürüyüş parkuruna ulaşmak ve 200 kadar kiliseyi gezmek için, 380 basamaklı çok dik bir merdivenden inmeniz gerekiyor (evet, çıkış da buradan). Bütün kiliseler, kanyonun duvarları oyularak yapılmış.
Ihlara’dan çıktıktan sonra Nevşehir’deki Derinkuyu Yeraltı Şehri’ne gittik. Yerin altına 7 kat boyunca kurulmuş olan bu yer, tüneller ve odalardan oluşuyor. Düşmanların girişini engellemek için sadece tek kişinin çömelerek geçebileceği inanılmaz dar tünellerin havalandırması, gökyüzüne açılan bacalarla sağlanıyor.
Öğle yemeğini mağara içi gibi dizayn edilmiş, taştan bir restoranda yöreye özgü çömlekler içinde yedik. Sonraki durağımız Göreme Açık Hava Müzesi’ydi. Kayaların içine kurulan evler, mezarlar, kiliseler 4. yüzyıldan bugüne bozulmadan gelebilmiş. 
Müzeden sonra otele gidip yerleşmek ve akşam yemeği için Nevşehir’in merkezine döndük. Kaldığımız otel Dedeman hem şehir merkezine hem de tarihi bölgelere çok yakındı. Yemekten sonra, Göreme’deki otantik bir hamama tur düzenledik. Hayatlarında ilk defa peştemal giyen Erasmuslularla kil maskesi yaptırıp saunaya girdik. Sonra da hamama girdik ve keselenip köpük masajı yaptırdık. Çıkışta da havuz kenarında yerel elma çayı içtik.
İkinci gün, ilk önce Güvercinlik Vadisi’ne gittik. Kanyonların arasından süzülen ve uzaktan görülen Uçhisar Kalesi muhteşem bir manzara sunuyordu, sonrasında da kaleye çıktık. Kaleden inince, Kızılırmak topraklarından yapılan killerle seramik atölyesine katıldık, Amerikalı bir kız kendisine bir vazo yaptı. Sonrakı durağımız asıl peri bacalarının olduğu Paşabağları’ydı. Sadece volkanik lavlar ve rüzgarın böyle ilginç yapılar oluşturabileceği, yaklaşık 1500 yıl önce kimsenin aklına gelmezdi sanırım. Vadinin en yüksek tepesine çıkıp, peri bacalarının içlerine girdik. 
Peri bacalarına başlamışken, Kapadokya’nın simgesi haline gelmiş Üç Güzeller’i ve Erciyes Dağı’nı gördük. Üç Güzeller’de, düğün fotoğrafı çektirmeye gelmiş gelin ve damatla karşılaştık ve bu yabancıların o kadar ilgisini çekti ki, herkes gelinle selfie çektikten sonra bir de grup fotoğrafı çektirdik. 

Akşam yemeğinden sonra, mağaranın içine yapılmış, tünellerle ulaşılan bir restorantta Türk Gecesi düzenledik. Mezeler, rakı, halk oyunları, damat halayı, yabancılara göbek atmayı öğreten dansöz; aklınıza gelebilecek ne varsa hepsi o akşam oradaydı. Ertesi sabah, isteyenler balona bindi ve saat 11 gibi İstanbul’a dönmek için yola çıktık.

2 otobüs çıktığımız yolda bizim otobüsün ismi “cool bus”tı ve diğer otobüsü kıslandırmak için camda elden ele “cool bus” yazılı kağıt dolaştırdık 🙂 Otobüs öyle eğlenceliydi ki herkes bizim otobüse geçmek istedi. 12 saatlik yoldan sonra kürkçü dükkanına döndük ve bu muhteşem geziyi geride bıraktık.
Bu kadar sorunsuz ve eğlenceli bir gezi ortaya çıkardığı için ESN Boğaziçi’ne çoook teşekkürler!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir