2019’dan Tek Beklentim: SAĞLIK #2

Bu yazıyı her şey bitene kadar yazmayacaktım ama hem biraz iç dökme yazısı gibi olsun hem de gündemim şu an bununla dolu olduğu için sizlerle paylaşayım istedim. Malum Ekim ayından beri saçma sapan sağlık sorunları ile uğraşıyorum ve Aralık’ta olduğum ameliyatla her şey düzeldi sanmıştım, oh oh artık iyiyim diye ortalıkta dolaşıyordum ki – hiç de öyle olmadı 🙂 Ameliyat sonrası ne kadar sevindiğimi buradan okuyabilirsiniz. Şimdi o yazının kaldığı yerden anlatmaya başlıyorum.

Belirlene(meye)n tümör tanısı

Aralık ayı boyunca her şey mükemmeldi, yılbaşından sonra bana Uludağ’daki asistanlardan biri yazdı, “Cemre tümörünün patoloji raporu çıkmış ama tanı koyamamışlar, sen gel örneklerini al bir de Cerrahpaşa’ya götür, orada da baksınlar” diye. Haydaa, alt tarafı bakıp nasıl bir tümör olduğunu yazacaklar, neden anlayamadı koca üniversite? Bir gariplik olacağı buradan belliydi zaten.

Kalktım ertesi gün Bursa’ya gittim, nasılsa sadece örneklerimi alıp geleceğim ya tek başıma gittim. Patoloji bölümüne “böyle böyle ben örneklerimi alacaktım” dedim ama meğer öyle elini kolunu sallaya sallaya alamıyormuşsun, doktorun yazı yazıp “örnekleri verin” demesi gerekiyormuş. Örnekleri alamadım ama patoloji raporunu verdiler, ben de o yazıyı almak için Göğüs Cerrahisi’ne doğru gidiyorum. Nasılsa tanı yok ya bakmadım rapora ne yazıyor diye, anca kliniğin kapısında doktorun yanına gitmeden bir de baktım ki koca koca harflerle MALİGN OSTEOSARKOMA yazıyor. Bir an durdum yerimde, ben okulda kaç tane kanser dersi aldım, malign ne, sarkoma ne biliyorum ve dedim ki “KANSER OLMUŞUM??!!”

Klinikte bana yazan asistanı buldum ve “tanı yok demiştiniz ama burada sarkoma yazıyo” dedim, “allah allah bu rapor yeni galiba böyle bir şey yoktu” dedi. “Ama hepsini aldınız dimi, kalmadı dimi içimde bir şey” falan dediğimi hatırlıyorum, sonra bana patoloji için yazıyı yazdı ve polikliniğe hasta bakmaya gitti. Ben çıktım klinikten ama ne yapacağımı bilmiyorum, tek başıma kaldım öyle hastanenin ortasında elim ayağım tutmuyor. Gittim bir kafeye oturdum, öyle rapora bakıyorum. Bir arkadaşımı aradım, dedim ben kanser olmuşum 😀 Kız şok tabi.

Hastanede tomografi saatimi beklerken

Sonra bari beni asıl ameliyat eden cerrahı görürüm diye polikliniğin kapısında bekliyim dedim çünkü normal gidip görmem mümkün değil ana baba günü – ve gerçekten de odadan çıkınca yakaladım. “Patoloji rapo-” dememe kalmadan adam direk “Cemre hemen asistanların yanına git, seni hastaneye yatırıp tomografi çektirecekler, biz ameliyatı bu sonucu düşünüp yapmadık hemen kontrol etmemiz lazım” dedi, o asistan kendisine haber vermiş zaten. Ben o gün hastane yattım -hatta odam ameliyat zamanı kaldığım aynı odaydı- tek başıma tomografi çektirdim ve eve döndüm… 

Kanser is loading

Birkaç gün sonra aynı asistan bana tekrar yazdı, “Cemrecim hocalar acilen PET çektirmeni istiyor” diye. Haydaa, PET’in de ne olduğunu biliyorum, vücudunda metabolizma artışı olan yerler yani tümör var mı diye bakıyorlar. “Tomografide bişey gördünüz dimi” diyorum, “yok yok” diyorlar ama böyle yavaş yavaş hissediyorum kanser is loading. Bu sırada ben finallere girmek için İstanbul’a dönmüştüm, bana PET için yazdıklarında salıydı ve benim salı-çarşamba-perşembe finallerim vardı yani cuma okulum bitiyordu (MEZUN OLUYORDUM) ve ben cuma günü PET çekimine gittim inanır mısınız? Ben de isterdim güzel güzel perşembe akşamı partiliyim eğleneyim ama onun yerine çekim için ilaçlı sıvı içmekle meşguldum.

Mezuniyet kutlamam 😀


Dört gün sonra PET sonucumu öğrendim ve içimde eskisi kadar büyük olmasalar da sonuçta “var” olan yepyeni tümörler var. Şimdi dikkatinizi bir şeye çekmek istiyorum, ben ilk düşüp acile kaldırıldığımda da tek başımaydım, MR sonucumu alıp kitlem olduğunu öğrendiğimde de, kanser olduğumu öğrendiğimde de ve içimde yeni tümörler olduğunu öğrendiğimde de. Ve şaşırtıcı biçimde bunların hiçbirinde ağlamadım, ya şoktan bilmiyorum ya da fazla soğukkanlıyım. Bir şekilde ben bunların hepsine dayandım ve o andan itibaren aklımda sadece şu vardı: “olan oldu evet böyle bir gerçek var, ama bundan sonra üzülüp de kanser hücrelerimi daha çok besleyemem”


Bir garip tedavi: Kemoterapi


Daha sonra cerrahımın beraber çalışıp önerdiği yine Uludağ’dan onkolog Türkkan Bey ile görüştük, zaten Cengiz Bey kendisine benden bahsetmiş, durumdan haberi vardı. Bu arada biz Cerrahpaşa’ya patolojileri vermiştik ve yine aynı sonuç çıktı, oradan da teyit gelince hemen tedaviye başlandı. Önce kemoterapi aldım, sonra tekrar ameliyat olmam gerekiyordu çünkü tümörler kemik olduğu için ilaçla küçülmesini pek beklemiyorlardı, daha sonra nüksetmesin diye kemoterapi verdiler. Tedavim üç kürdü ve her kür peşpeşe 3 günden oluşuyordu. Ben üç gün peşpeşe ilaç alıyordum, sonra üç hafta dinlenme (bu bir kür), sonra tekrar üç gün ilaç ve üç hafta boşluk (ikinci kür) ve artık son üç gün ilaç şeklinde oldu.

Kemoterapi aldığım ilk gün

Kemoterapi alınan salon bence çok garip bir yer. Hemşireler çok tatlı, salon baya ferah çiçekler falan var, hiç iç sıkıcı bir yer değil ama hastaları gözlemlemek benim çok ilgimi çekmişti. Bazıları çok depresif ve bunu kesinlikle anlayabiliyorum, benim tedavim çok uzun değildi ama annem benim yaşımda bir kızla tanışmış ve tedavisi tam 40 kürmüş mesala, bu süre boyunca sürekli umutlu/pozitif kalmak bence imkansız. Bazılarının umrunda değil horlaya horlaya uyuyorlar ki ne yapsın insancıklar bazen 6-7 saat ilaç aldığımız oluyordu, bazıları ise hasta olduğunu bile bilmiyordu. Mesala bir amca ile konuşmuştuk, “yavrum ilaç alcaksın dediler geldik bilmiyorum ki akciğerimde bir sorun varmış” diyordu. Bazıları ise kendini çok acındırıyordu, sürekli hastalığından ve tümörlerinden bahseden biri vardı mesala. Benim Uludağ’da okuyan arkadaşlarım desteğe yanıma geldiklerinde hemen onlara kendini anlatıyordu, tamam anlıyorum elbet üzgünsündür teyze ama ben de hastayım yani aynından bende de var ve moralim bozuluyor 😀

Yan etki derya denizi

Şimdi biraz kemoterapinin yan etkilerinden bahsedeyim, genel olarak bütün kürlerde aynı yan etkiler oldu. İlaç aldığım günler direk halsizlik yapıyordu eve gelir gelmez uyuyordum, ilacın ilk gününden itibaren çok belli bir cilt kuruluğu oluyordu, cildiniz yağlanmıyor, elleriniz ve dudaklarınız çatlıyor. Uyaranlara karşı çok duyarlı olmaya başlıyorsunuz, saat tık’ı beynininiz içini oyuyor gibi gelebilir mesala. Koku alma duyunuz inanılmaz gelişiyor, odamda uyurken kapılar kapalı olmasına rağmen mutfakta pişen yemeğin kokusuna uyandığımı biliyorum. Bu kadar iyi koku alabilirken tat alma duyunuz resmen sıfırlanıyor ve ağzınızda iğrenç, metalik bir tat oluyor. Bir de en ufak bir hareketinizde kalbiniz güm güm güm diye çarpıntı yapıyor.

Ama bence insanı en çok etkileyen şey -en azından beni- mide ve bağırsak problemleri oluyordu. Çok sık mideniz bulanıyor, yanıyor, öğürüyorsunuz, su bile içemeyecek hale gelmiştim ben en son. Üstelik midemde ve bağırsağımda çok fazla gaz oluyordu bir şey yemememe rağmen. Bunları yaşarken bir de biraz depresif oluyorsunuz tabi, yan etkiler hiç geçmeyecek gibi geliyor. Düşünsenize iki gün grip oluyoruz ah öldüm vah bitti diye ağlıyoruz, kemoterapide öyle ilaçlar veriyorlar ki bunlar gerçekten sizin hücrelerinizi öldürmek için çalışıyor ve vücudunuzun bütün düzeni bozuluyor.

İlk iki kürde bunların hepsini atlattım çok fazla sıkıntı çekmedim, yaklaşık 4-5 gün içinde normal tencere yemeği yiyebilir hale gelmiştim. Ama artık son kürde hem psikolojik hem fiziksel olarak bitik hale gelmiştim. 3 gün ilaç aldım dedim ya, son gün inanın hastaneye gitmeyecektim, o kadar depresiftim ve gitmek istemedim ki anlatamam. Sonra nazın kime deyip mecbur gittim ama yan etkiler sadece ilaç aldığım günle kalmadı. 5 günde geçen etki 10 günden fazla sürdü, ben başladım “dayanamıyorum, çok ağır, atlayamyacağım” diye ağlamaya. O küre kadar en fazla boş boş öğürmüş biri olarak bir hafta boyunca midemde hiçbir şey tutamadım, sürekli panik atak geçirdim, en ufak harekette midem bulandığı için yürürken midem sallanmasın diye 1 gün boyunca tuvalete bile gitmediğim oldu.

Saçımı kestirdiğim ilk gün ve buruk gülümsemem 🙂

Allah düşman başına vermesin derler ya, heh işte o söz kemoterapi için geçerli bence. Ama bazılarına da hiç etki yapmıyormuş ben anlamadım, 2 gün yatıp sonra işe okula gidenler varmış, onlar kesinlikle ben değilim 😀 Erkek arkadaşım günlerce beni sakinleştirmekle uğraştı, sürekli “normal insanlar gibi yaşayamıyorum” diye ağlıyordum ve gerçekten, gerçekten çok zordu. Şu yaşıma kadar birsürü kötü olay/zaman yaşadım ama hiçbirinde bu kadar dibe vurduğumu hatırlamıyorum. Bazı olaylar vardır ya yaşarken çok kötü gelir ama sonra dönüp baktığında “aslında o kadar büyütülecek bir şey yokmuş, ben abartmışım” dersin, bence bu kesinlikle öyle bir şey değil.

Kemoterapi ile ilgili iki şey söyleyip bu konuyu kapatıyorum. Birincisi, aldığınız ilaca göre saçlarınız dökülebilir. Benim ikinci kürden hemen önce ve birden döküldü, 4 gün içinde falan. Hepsi değil de bölük pörçük yamalar halinde ve yastığa sürtünen yerler dökülüyor. Benim şu an tedavim bitti hatta yeni saçlarım çıkıyor ve hala dökülmeyen saçlarım var. Neyse, bu hastalıkla ilgili üzüldüğüm en en en en son şey saçım oldu benim çünkü o an çok daha büyük dertleriniz oluyor – hayatta kalmak gibi. Ha saçımın tutam tutam elime geldiği ilk gün çok ağladım orası ayrı ama sadece o gün ağladım, sonra gittim pembe peruk aldım kendime. Dediğim gibi olana çare yok, onu en iyi şekilde nasıl atlatabilirim diye baktım hep. Bir de saçı dökülen ilk kişi ben değildim, bu alışkın olduğum bir durumdu ve kendimi hazırlamaya çalışmıştım biraz da.

Umutla saçımızı kestirirken

Ama saçımı kestirme anım çok komikti, bir gece yatıyorum bir baktım dökülen saçlarım yastığa sürtünmekten birbirine dolaşıp keçe gibi olmuş. Bunu fark ettiğim an o ana kadar bütün “belki az dökülür, kestirmiycem” inadım kırıldı, dedim “Cemre s.çtın bu saçı hayatta açamazsın kestirmen lazım”. El mahkum ertesi sabah direk kuaföre gidip kafayı kazıttık, kazıttık diyorum çünkü canım erkek arkadaşım da destek olmak için benle bayan kuaförüne gelip saçlarını kazıttı.

İkinci olarak, kemoterapi sadece kanserli değil sağlıklı hücrelerinizi de öldürerek çalışan bir şey. Buna rağmen vücudunuz hala çalışıyorsa, siz bir şekilde hayatta kalmayı başarıyorsanız dahası için savaşmak zorundasınız. Savaşmamda yanımda olan herkese çok çok teşekkür ederim, yapacak daha çook şey var 🙂

Bu yazıların devamına ameliyatım ve sonrasındaki tedavimle devam edeceğim. Güncellemeleri bekleyin!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir