2019’dan 10 Biyolojik Gelişme

2019’daki son bilimsel yazıma hoşgeldiniz! Bakalım bu yıl sinirbilimden kansere bilim dünyasında neler olmuş, hangi biyolojik gelişmeler yaşanmış, nelerden haberiniz var kendinizi test etme zamanı. Dikkat : Yazının sonunda tanıdık birilerini bulabilirsiniz 🙂

Deri Hücresinden Embriyo Kök Hücresi Üretildi

Kudüs Hebrew Üniversitesi’nden Dr. Yossi Buganim ve ekibi, derinin embriyo oluşumunu sağlayan 3 tip kök hücreye dönüşmesini sağlayan bir gen keşfetmiş. Bu ne demek oluyor? Yani sperm ve yumurtaya ihtiyaç duymadan, sadece deri hücrelerimiz kullanılarak bir embriyo üretebiliriz. iPSC teknolojisi ile programlanan deri hücreleri, döllenmeden hemen sonraki embriyo hücreleri ile birebir aynı oluyor ve bu dönüşüm yaklaşık bir ay alıyor.

Ekip önce hücrelere 5 farklı gen ekleyip genom ve hücrenin çalışmasındaki değişikliklere bakmış. Deri hücreleri ilk olarak kendi özelliklerini kaybediyor ve üç tipteki embriyonik kök hücreden birine dönüşüyor. Bu dönüşümde de eklenen 5 genden 2’sinin sorumlu olduğu görülmüş.

Daha önce sperm ve yumurta olmadan fare embriyosu yapılmaya çalışılmış ama bu çalışmanın özelliği, üç kök hücre tipine de dönüşümün başarılı olmuş olması. Böylece ileride canlı embriyoların kullanılması gereken deneylerde onlar yerine bu dönüştürülmüş embriyonik hücreler kullanılabilir.

Çalışmanın linki : https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/31031139

iPSC teknolojisi. Kaynak:https://sites.google.com/site/ipscellsstemcells/
iPS teknolojisi

Hücre Dışında Hücre Bölünmesi

Chicago Üniversitesi’nden Prof. Margaret Gardel, hücre yapısındaki aktin proteininin rolünü fiziksel olarak anlamaya çalışmış. Aktin proteinlerini parçalayıp badem gibi çubuksu bir şekle getirmişler ve sonra üzerlerine kaslarda bulunan myosin proteinini eklenince, myosin aktin damlalarının tam ortasına ilerlemiş ve aktinler çubuksu şeklini kaybedip ikiye bölünmüş. Böylece aktinin formunu değiştirip iki yeni aktin oluşmasını sağlamışlar.

Bu bölünmenin nasıl olduğunun mekanizmasını anlamış olmak, yara izleri için yeni doku oluşturma gibi konularda çok kullanışlı olabilir gibi duruyor.

Çalışmanın linki : https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/31113883

Farelere Su İçtiklerini Düşündürtmek

Stanford Üniversitesi’nden Prof. Karl Deisseroth, farelerin beynindeki nöronlara lazer göndererek aslında var olmayan şeyler görüyormuş gibi tepki vermelerini sağlamış. Farelere yatay ve dikey çizgiler gösterip, hangi nöronların bu şekillere tepki verdiğini kaydettiler ve fareleri, belli çizgileri görünce su içecek şekilde eğittiler. Daha sonra, araştırmacılar farelerin nöronlarını karanlıkta lazerle uyardılar ve fareler çizgileri görmeseler bile nöronlar uyarıldığı için su içmeye başladılar. Yani nöronlar uyarıldıkça fareler olmayan bir görüntüyü görmeye başlamışlar.

Optogenetik adı verilen bu metod ile ileride hangi nöronun hangi duyuyu çalıştırdığı öğrenilebilir ve sahte tat, koku gibi duyular yaratılabilir. Biraz korkunç mu ne?

Çalışmanın linki : https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/30948440

Optogenetik uygulanan fare

Ketojenik Diyet ile Gripten Kurtulmak Mümkün!

Yüksek yağ, düşük karbınhidratlı beslenen biriyseniz, muhtemelen bu kış diğerlerine göre daha az hasta olacaksınız. Yale Ünivetsitesi’nden Emile Goldberg ve Ryan Molony’nin çalışmasına göre, ketojenik diyet akciğerlerde grip ile alakası olmayan T hücrelerinin çalışmasını sağlıyor. T hücreleri sümük üretimini artırınca da grip virüsü daha kolay yakalanabiliyor. T hücresi geni olmayan yani T hücresi üretmeyen farelerde ise ketojenik diyet grip için bir artı sağlamıyor.

Çalışmanın linki : https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/31732517

Derimizin Saati mi Varmış?

Bukalemunlar ciltlerindeki opsin proteinleri ile bir anda ciltlerinin rengini değiştirebiliyor. Bizim gözümüzdeki opsin proteinleri ise ışığı algılıyor evet, peki derimizdeki opsinler ne yapıyor? Washington Üniversitesi’nden Prof. Ethan Burh’un çalışmasına göre, farelerin kıl köklerindeki nöropsin proteini gözden ve beyinden bağımsız olarak karanlığı ve aydınlığı ayırt edebiliyor, bunu da vücudun biyolojik saati sirkadyen ritme göre yapıyor. Eskiden bunu beynin kontrol ettiği düşünülüyormuş ama deri hücrelerinin bir kapta bağımsız olarak yetiştirildiğinde bile gece ve gündüzü ayırt edebildiği görülmüş.

Hatta deri hücrelerini saat dilimi farklı bir yere götürdüğünüzde de, yeni yerin saatine göre biyolojik saatlerini ayarlıyorlarmış. Bunu da, belli saatlerde belli renkteki ışıkları cilde vererek cildin iyileşme hızını anlamada kullanacaklarmış. Çok havalı değil mi?

Çalışmanın linki : https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/31607531

Neandertal Beyni Üretildi

Insan türüne en yakın tür olan Neandertal’lerin beynini yeniden ürettiler desem inanır mısınız? Kalifornya Üniversitesi’nden Alysson Muotri, hücre kültürü ortamında kök hücrelerden yeni bir Neandertal beyni geliştiriyor. Fosillerden antik DNA’ların elde edilebilmesi ve bu DNA’ların CRISPR ile bu kök hücrelere enjekte edilmesi sayesinde laboratuvar ortamında bezelye tanesi kadar olsa da üzerinde çalışılabilecek, beynin ve zekanın evrimini araştıracak yegane bir hazine var!

Çalışmanın linki : https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC6544132/

Detaylı bir yazı için: https://www.discovermagazine.com/mind/state-of-science-creating-neanderthal-mini-brains-with-ancient-dna-crispr

Fareye İnsan Beyni Enjekte Etmek

Salk Institute’den bir ekip, insan embriyosundan gelen kök hücreleri kültür ortamında büyütüp daha sonra mini beyin haline gelince onları beyinleri çıkarılmış farelerin başındaki boşluğa eklemiş. 7 gün sonra beynin etrafında damarlar oluşmaya başlamış ve 90 gün içinde de beynin nöronları farenin kendi nöronları ile bağlantı kurmaya başlamış.

Bu rejeneratif tıp için bayağı önemli bir gelişme. Eğer bu sistem çalışırsa beyin hasarını bu şekildeki implantlarla çözebiliriz gibi duruyor. Peki bu yapılırsa bilincimize ve anılarımıza ne olacak?

Çalışmanın linki : https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC6331203/

Yeni beyin hücreleri yaratmak imkansız (mı?)

Eskiden beynimizde ergenliğe kadar yeni nöronların oluşabildiği sonraysa bu çoğalmanın durduğu düşünülüyordu. Şimdiyse, Columbia University’den Maura Boldrini, hipokampüsün tamamını taramış ve 14 yaşından sonra da nöron oluşumunun olduğunu görmüş. Yani eskiden bilindiği gibi nörogenez sadece gençlik yıllarında değil, yetişkinlikte de devam ediyor.

Çalışmanın linki : https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/29625071

Alkol, Bıraktıktan Sonra Bile Zarar Vermeye Devam Ediyor

Alkol kullanmanın zararlı olduğunu hepimiz biliyoruz, ama alkolden sonraki haftalarda da beynin hala zarar görmeye devam ettiğini ben bilmiyordum açıkçası. İspanyol ve Alman araştırmacılar, alkol kullanımından sonra beyni MR ile görüntülemiş ve alkol kullanımından 6 hafta sonra bile beyindeki beyaz maddede değişiklikler olmaya devam ediyormuş. Değişiklikler daha çok beynin iki yarısını bağlayan corpus callosumda ve beynin hafıza merkezi, ödül merkezi ve karar verme merkezinde görülüyormuş.

Çalışmanın linki : https://www.earth.com/news/alcohol-induced-brain-damage-continues/

Prostat Kanserine İlk Tedavi Bir Türk’ten!

Bu yazıya okulumdan bir gelişme eklemesem olmazdı 🙂 Boğaziçi Üniversitesi’nden Doç. Dr. Umut Şahin, Fransız biyoteknoloji şirketleri ile beraber yürüttüğü çalışmasında, prostat kanserine yol açan androjen reseptörü aktivasyonunu engellemek yerine aktive olduktan sonra reseptörü ortadan kaldırmayı amaçladı. İlaç, hücrenin androjen proteinini yıkım mekanizmasını çalıştırıyor.

İlacın, hem prostat kanseri için bu konseptte geliştirilmiş ilk tedavi olmasının hem de Türk bir bilim insanı tarafından geliştirilmesinin haklı gururunu yaşıyoruz <3

Çalışmanın linki : https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/31431473

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir